İl Han Özay Makaleleri

Yap İşlet Devret Modeli Ve Yarattığı Sorunlarla Çözüm Önerileri

26 yıl önce

YAP — İŞLET — DEVRET MODELİ ve YARATTIĞI SORUNLARLA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Prof. Dr. İlhan ÖZAY

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Sahir ERMAN, “iktisadi Ceza Hukuku” konularını da büyük bir vukufla incelemiş ve bu alan da bir çok eser vermiştir. Anısına çıkarılan bu “Armağan “da ben de “ekonomik İdare Hukuku” olarak nitelenebilecek bir konu ile yer almak istedim.

Anısı önünde saygıyla eğilirim.

Yap-işlet-Devret’in öyküsü, “Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendi­rilmesi Hakkında Kanun”1 ile başlamıştır. Ancak hangi yasal temele dayalı olursa olsun, “yap-işlet-devret” formülü, öğretide baştan itibaren, içtihatta da “AKTAŞ” olayı ile başlayıp bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararına kadar , hep bir “imtiyaz” sözleşmesi olarak kabuledilegelmiştir. Yap-işlet-devret’ e ilişkin sözleşmeler konusunda, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay,2 gerek istişarî gerekse yargısal kararlarında, hep, doğru ve yerinde olarak “maddi ölçüt”ü uygulamışlar, yani sözleşmenin adına değil içerik, anlam ve kapsamına bakarak hukuksal niteliğini belirlemişlerdir. Böyle olunca da, taraflardan biri “İdare”, konusu, virtüel de olsa “kamu hizmeti” ve yöneldiği amaç da “kamu yararı” ise, bunun artık Özel Hu­kuk değil de Kamu Hukuku kurallarına bağlı, yani “idarî” bir sözleş­me olduğunu kararlaştırmışlardır.

Danıştay için sözkonusu olamasa bile, Anayasa Mahkemesinin sözleşmeye ilişkin olarak bu şekilde bir yorum yapıp yapamıyacağı da, kanımca yanlış bir biçimde, tartışılmıştır. Bence, Anayasa Mahkemesi bunu “yapabilmek” değil, böyle “yapmak” zorundadır ve eğer böyle yapmamış olsaydı, asıl o zaman hataya düşmüş olurdu.

Bilindiği gibi, Türk Kamu Hukukunda imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini inceleme görev ve yetkisi Anayasa ile Danıştay’a verilmiştir. Bunun herhan­gi bir yasal düzenleme ile bertaraf edilebilmesi de olası değildir. Buna karşılık, siyasal iktidarlar, bu konuda, tabir caizse kanun üstüne kanun çıkarmışlar3 ve her seferinde de Danıştay ve Anayasa Mahkemesi engeli ile karşılaşmışlardır. Nitekim, biraz önce de değinildiği gibi, Danıştay incelemesinin temeli, Yasamanın açık bir istenci ile yürürlükten henüz kaldırılmamış bulunan, 10 haziran (1910) tarihli “Menafii Umumiyeye Müteallik İmtiyazat Hakkında Ka­nun” değil, yürürlükteki Anayasa’nın “Danıştay” kenar başlıklı 155inci maddesidir.

Anayasa’nın bu hükmü değiştirilip ortadan kaldırılmadan, herhangi bir ya­sal düzenleme ile Danıştay incelemesinin önüne geçmek mümkün değildir. Öte yandan Danıştay incelemesine ilişkin Anayasadaki bu hükmün değiştirilmesini istemek de genelde “İdarî rejim”i benimsemiş bir sistem içinde doğru ve yerinde bir davranış olmadığı gibi gerçekçi de değildir4.

O halde :

1- Danıştay incelemesinin, bu formülün uygulanmasında işi yavaşlatmak ya da tümden engellemek değil, en seri bir biçimde sonuçlandıracak şekilde düzenlenmesi şarttır.

Bu pekâla, Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkın­da Kanun’da olduğu gibi “inceleme usulüne ilişkin” bir hüküm ve bunun dışında, Danıştay Kanunu’nun ilgili 23üncü maddesine yapılacak bir ekle sağlanabilir. Nitekim Danıştay Kanunu’nun “idarî işlerin görüşülmesi” kenar başlıklı 47’nci maddesinde “göreve ve usule ilişkin işler varsa ilk önce bunlar ve sırayla diğer meseleler(in) karara bağlan(acağı)” öngö­rülmüştür. Yasama organı İçtüzüğündeki gibi, bu maddeye yapılacak, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinin “öncelik ve ivedilikle” ele alınacağı ve belli bir süre içinde görüşülüp karara bağlanacağı şeklindeki bir ek bu­nu sağlayabilir.

Bununla beraber, idarenin, incelemeyi göstermelik kılmak için aynı anda çok sayıda imtiyaz şartlaşma ve sözleşmesini Danıştay’a göndermesi tehlikesi de mevcuttur. Bunu önlemek için, örneğin aynı anda beşten fazla inceleme talebinde bulunulması halinde, öncelik sırası İdare tarafından belirlenmek şartıyla, yasada öngörülen sürenin iki katına kadar uzayabi­leceği de hükme bağlanabilir.

Yap-işlet-devret uygulamasında, özellikle yabancı yatırımcıları Danıştay incelemesinden daha ziyade tedirgin eden husus, ilgili sözleşmelere “tahkim” şartının konamamasıdır. Nitekim öğretide Sıddık Sami Onar’dan başlayan ve halen egemen olan görüş idari uyuşmazlıklarda tahkimin mümkün bulunmadığı yönündedir. Hoca, idare tüzel kişileri arasındaki uyuşmazlıkların çabuk ve kolay çözülmesi için 3533 sayılı yasanın öngördüğü “mecburi tahkim” usulünü bile sakıncalı görmekte, “idari işlem ve eylemlerden . . . çıkacak uyuşmazlıkların, (Anayasa ve) kanun hükmü ile Danıştayın5 yetkisine girmesini de bu usule karşı çıkışına bir gerekçe yapmaktadır6.

Öyle ise :

1- Anayasanın “Danıştay” kenar başlıklı 155inci maddesinin de değiştirilmesi gerekmektedir.

Bu madde “Danıştay, idarî mahkemeler (ve karşı tarafı oluşturan kuruluşlardan birinin yabancı uyruklu olduğu uluslararası idarî sözleşmelerde öngörülen hakemlerce) verilen(lerle) kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme ve yabancı hakem kararlarının tenfiz merciidir” şekline dönüştürülürse yeni sistemin pozitif esası da sağlam bir temele oturtulmuş olur.

2-Paralel bir hükmün Danıştay Kanunu’nun “Daire ve Kurullar” başlıklı “Üçüncü Bölüm”üne de konulması gerekir.

Aynı Yasanın “Temyiz yoluyla Danıştay’da görülecek davalar” ke­nar başlıklı 25’inci maddesi de bu yönde değiştirilmeli ve “İdare . . ve vergi mahkemelerince verilen nihai kararlar ile, (karşı tarafı oluş­turan kuruluşlardan birinin yabancı uyruklu olduğu uluslararası ida­rî sözleşmelerde öngörülen hakemlerce verilenlerle kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümler),. . . temyiz yoluyla incelenir ve karara bağlanır.

Danıştay, uluslararası idarî sözleşmelere ilişkin uyuşmazlıklarda, yabancı hakemlerce verilen ve Türkiye’de uygulanacak olan hakem kararlarının da tenfiz merciidir” şekline dönüştürülmelidir.

3-Son olarak da idari Yargılama Usulü Kanunu’nun genel yetki kuralı olan 32’nci maddesi, bir ölçüde eski haline dönüştürülmelidir.

“İdarî davalarda genel yetki” kenar başlıklı bu madde de “Göre­ve ve (karşı tarafı oluşturan kuruluşlardan birinin yabancı uyruklu olduğu uluslararası idarî sözleşmelerde öngörülen hakemlerce verilenlerle kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümler) saklı kalmak şartıyla. . . ecc.” şeklinde yeniden düzenlenmelidir.

Bu madde ve özellikle 2nci fıkrası 10.06.1994 tarih ve 4001 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce, “Bu Kanunun uygulanmasında yetki kamu düzenindendir. Ancak, idarî sözleşmelerde, sözleşme ile yetkili mahkeme belirlenebilir” şeklindeydi. Ne var ki, eski halinde de hep “yetkili mahkeme”den sözedildiği için, Medeni Usul Hukukunda “hakem de bir mahkeme” olarak kabul edilmekle beraber7, Onar’ın “tahkimin akdî bir esasa dayan­ması ve bir özel hukuk müessesesi olması” gerekçesini de tamamen ber­taraf etmek gerekir. Bu nedenle maddenin böyle açık-seçik bir hükümle, artık yoruma yer bırakmayacak bir anlatıma kavuşturulması zorunludur.

Öte yandan, idarî Yargılama Usulü Kanunu’nun 31 inci maddesi hangi konularda Hukuk Usulü Muhakemeleri ve Vergi Usul Kanunlarının uygulanacağı­nı öngörmektedir. Bu maddeye “tahkim” müessesesinin de eklenmesinde ya­rar vardır.

Maddeye 2nci fıkra olarak “anlaşmazlık halinde hakemlerin Danıştay tarafından seçileceği ve yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tenfi­zi sözkonusu ise bunun yine Danıştay kararıyla olacağı, ancak bu durumda Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı” şeklinde bir hüküm eklenebilir. Böyle yapıldığında, 31’inci maddenin şimdiki 2’nci fıkrası 3 numara olacaktır.

Bu genel çerçeve içinde, ilgili diğer tüm yasal düzenlemelerde gerekli görülebilecek değişiklik ve ekler de yapılabilir. Ancak, zaten yukarıda değinilenle­rin gerçekleştirilmesi halinde bu yeterli bir temel ve güvence oluştura­caktır.

Bu yasal düzenlemelerin yapılması kuşkusuz zaman alacaktır. Hatta, bunla­rın nasıl gerçekleştirilebileceği sorulursa, doğaldır ki “ideal” çözüm temel olan Anayasadan başlamak ve ondan sonra da Danıştay Kanunu ve usul yasalarını ele almaktır. Ne var ki, daha gerçekçi ve pratik davranmak istenir ve bir gerçekleştirebilme “fizibilitesi” yapılacak olursa, önce usul yasalarından başlayıp Danıştay Kanununu ele almak ve bu arada çok daha zor olan Anayasa değişikliğini de hazırlamak gerekecektir8.

Bu konudaki Fransız uygulamasına gelince, Danıştay’ın karşılığı olan “Conseil d’Etat” yani Devlet Şurası Anayasada doğrudan doğruya öngö­rülmediği gibi olguda “Yargı” değil “Yürütme” organı yani “İdare” içindedir. Fransız Anayasası, “Parlamento ile Hükümet Arasındaki İlişki­ler” başlıklı Vinci Bölümünde yer alan 37-38 ve 39’uncu maddelerinde yasa dışındaki genel düzenleyici işlemler, kanun hükmünde kararnameler ve yasa tasarıları konusunda Conseil d’Etat’nın görüşünün alınacağı­nı öngörmektedir. Bu bakımdan o ülkede konumuzla ilgili anayasal bir güç­lük ya da engel yoktur.

Fransa’da, bazı yasal düzenlemelere o konuda hakeme başvurulabileceğine ilişkin hükümler konulmaktadır. Bunların en yenilerinden biri, 9 ağustos 1986 tarihli olanıdır. Eurodisneyland projesi gündeme geldiğinde çıkarılan bu yasa “yabancı şirketlerle imzalanan bazı sözleşmelere bu tür hükümler konulabileceğini öngörmektedir. Bunun gibi Manş tüneli_için yapılan sözleşmede de “tah­kim” bulunmaktadır. Uygulama, ya her özel yasaya “tahkim”i öngören hükümler konulması ya da bu konuda Bakanlar Kuruluna takdir yet­kisi verilmesi_şeklindedir.

Fransız uygulaması, kanımca, pek de doğru ve yerinde değildir. Hangi konulardaki sözleşmelere “tahkim” şartı konulabileceğinin adlı adınca sayılması sınırlayıcı olabilir, zira, yepyeni bir konu ortaya çıktığında, şimdi bizde karşılaşılana benzer güçlük hatta imkânsızlıklar doğabilir. Buna karşılık bu konuyu Bakanlar Kuruluna bırakmaya ilişkin düzenle­me de yargısal bazı engellere takılabilir. Zaten “imtiyaz” Bakanlar Kurulu kararı ile verildiğine göre, “tahkim” ve ulusal ya da uluslararası hakem kararlarına karşı yasa yolları ile bunların “tenfiz”i sorunlarının, başta önerildiği gibi, Anayasa, Danıştay, idarî Yargılama Usulü ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunlara konulacak hü­kümlerle kökten ve tartışmasız bir biçimde çözümlenmesi daha doğ­ru ve yerinde olur.

     Sözkonusu tüm anayasal ve yasal değişiklikler ileriye yönelik olduğu için kuşkusuz gerçekleştirilmeleri uzun zaman alacaktır. Bunu gözönünde bulundura­rak günümüzde bu konuda ne yapılabilir sorusu da akla gelmektedir.

Bu konuda, bazı meslekdaşlarımız tarafından, usulüne göre yürürlüğe konulmuş ve dolayısıyla anayasal düzenimizde “kanun hükmünde” ka­bul edilen “Devletler ve Diğer Devletlerin Vatandaşları Arasındaki Yatı­rım Uyuşmazlıklarının Çözümlenmesi Hakkında Sözleşme” (ICSID)9 uyarınca uluslararası idari sözleşmelere “tahkim” şartının konulabileceği ve bunun geçerli olacağına ilişkin bir tez ortaya atılmıştır. Son derece sofistike olan ve bazı idari Yargı yerleri, bu arada son olarak Ankara Bölge İdare Mahke­mesi’nin10 bir kararında da yer verilen bu görüş kısmen doğru olmakla beraber bazı zayıf noktaları da vardır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 35’inci kuruluş yıldönümü kutlama programı çerçevesinde 1997yılının Mayıs ayında Samsun’da yapılan bir bilimsel toplantıda, Prof.Dr. Sayın Mümtaz SOYSAL, uluslararası sözleşmenin kendisinin değilse bile “uygun bulmaya ilişkin kanunun yargı önü­ne götürülebileceği ve iptal edilebileceği tezini savunmuştur. Bu tez Anayasa Mahkemesi’nin olduğu kadar, evleviyetle Danıştay’ın denetimi bakımından da savunulabilir bir görüştür. Öte yandan, bir yasa veya idari işlemin yargı denetimi bağışıklığına sahip olması, onun başka bir dava sırasında irdelenip hukuka aykırı bulunabilmesini hiç bir şekilde önleyemez. Şu halde, Danıştay’ın gerek idari incelemesi sırasında, gerekse başka bir konuda açılacak bir davada “Sözleşme” hükümlerini Anayasa’ya aykırı bulması halinde, iptal ede­mese bile ona dayalı uygulanan işlemi sakat görerek bu yönde bir karar ver­mesi her zaman sözkonusu olabilir. Zira İdarî Yargı yerleri, sadece Anaya­sa ya da kanuna değil “hukuka uygunluk” bakımından, dolayısıyla kapsamı çok daha geniş bir denetim yetkisine sahiptir.

ICSID, sadece bu sözleşmeye taraf ülkelerin vatandaşları bakımından hüküm ifade edeceği için, hem genel bir uygulamanın güvencesi olamaz, hem de Anayasanın 10’uncu maddesinde öngörülen “kanun önünde eşitlik” ilkesi ile çeliştiği düşünülebilir. Bu bakımdan da somut bir olayda sırf onun koşullarına uygun olduğu için “tahkim” şartının Danıştay tarafından da kabulü mümkün ise de bunu genel ve erga omnes, yani her zaman ve heryerde ge­çerli bir temel olarak düşünüp bu denli büyük boyuttaki yatırımları salt onun üze­rine kurmak doğru ve yerinde değildir.

Bu olasılık, idarenin de imtiyaz sözleşmelerine “tahkim şartı” koymaktan çekinmesi ya da bazen bunu bir bahane yapması tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan da, gerçekçi olmak gerekirse, sadece böyle bir teze bel bağlamayıp, daha önce anlatılan ve sıralanan anayasal ve yasal değişiklikle­ri bir an önce hayata geçirmenin çareleri araştırılmalıdır. Yoksa, acil durumlar­da, ICSID’e ilişkin hukuksal görüşü de gerekçe olarak kullanıp, İdarî şartlaşma ve sözleşme Danıştay incelemesine sunulabilir. Ancak, güçlü bir ihtimal olarak Yüksek Kurulun bunu kabul etmeyebileceğini de hesaplamak gerekir.

Hal böyle olmakla beraber, daha önce anılan, 19 temmuz 1997 tarih ve 23054 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4283 numaralı “Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun” ve bu yasanın 3’üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılıp Resmi Gazete’nin 29 Ağustos 1997 gün ve 23095 sayılı nüshasında yayınlanan “Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik” ile hem Danıştay incelemesi hem de “tahkim şartı” konu ve sorunlarına bir çözüm getirilmiş olduğu zannedilmiştir.

       Bununla beraber, çok önemli iki husus gözardı edilirse, ortaya çıkan bu göreceli iyimserliğin yerini yine bir olumsuzluğa terketmesi ve herşeyin silbaştan olması tehlikesi de vardır.

       Bunlardan ilki, Kanun’un 3üncü maddesinin 5inci paragrafında öngörülen “sözleşme”dir. Nitekim, sözkonusu paragrafta :

“Bu iznin verildiğinin TEAŞ’a bildirilmesinden sonra, TEAŞ ile üretim şirketi arasında üretim tesisi kurma, işletme ve enerji satışını düzenleyen sözleşme11 imzalanır” denilmektedir

Buna göre :

1- Bu “sözleşme”nin de “idarî” olduğuna ilişkin bir iddia kolaylıkla yabana atılacak cinsten değildir.

TEAŞ “kamu kesiminde yer alan ya da Kamu Hukukundan etkilenen” bir Özel Hukuk tüzel kişisidir12. O halde, pekala, sözleşmenin bu tarafının “İdare” olduğu iddia edilebilir. Gerçi, imzalandıktan sonra bu bir “Özel Hukuk sözleşmesi” olacaktır, ama, yine de, “ayrılabilir işlem” kuramı uyarınca İdari Yargı mercileri önüne götürülüp iptal ettirilebilmesi olasılığı var gibi görün­mektedir.

TEAŞ, Devlet ihale Kanununa tabi bulunmamakla beraber Bakanlar Kurulu tarafından yapılan Yönetmeliğin, çok doğru ve yerinde olarak aynen bu yasanın sistematiğini izlemesi ve temel ilkelerine bağlı kalması da bunun en belirgin kanıtıdır.

Özetleyecek olursak, “maddi ölçüt” uygulandığında TEAŞ ile tesis kurma ve işletme izni alan, yani “virtüel” kamu hizmetini yürütecek olan arasındaki anlaşmanın yöneldiği amaç da “kamu yararı” olduğuna göre, demekki yine başa dönülmekte ve adı ne olursa olsun içerik, anlam ve kapsamı iti­bariyle “Yap-İşlet-Devret” formülü benzeri bir “idari sözleşme” tipi canlan­dırılmaktadır.

Tehlikenin asıl büyüğü, Yönetmeliğe göre TEAŞ tarafından hazırlanan şartname ve sözleşmede yer alması gereken hususlardan, “Anlaşmazlıkların çözüm mercii ve uygulanacak hukuk, ancak ya­sa ile belirlenebilir” kuralıdır.

Sözleşmelerle, olsa olsa örneğin Hukuk Usulü Muhakemeleri ya da Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’da öngörülen hakem mahkemeleri gibi, bir yasada öngörülmüş bulunan müesseselere yollama yapılabilir. Burada ise, “tahkim şartı” ve “yabancı hakem” tayinini mümkün kılabilmek için böyle bir tür “hülle” yapılmak istenmiştir. Ancak, yasa­ya konulsa bile ta başta vurgulanan Anayasa-Danıştay ve idarî Yargılama Usulü Kanunları engeli ile karşılaşabilecek böyle bir kuralın Yönetmelikte öngörülmesi hiç bir anlam ifade etmez. Buna karşılık soruna, yukarıda anlatılan Değişiklikler yapılmadan bir çözüm bulunmak isteniyorsa, “Yap-İşlet. . . Kanunu’na bir madde ekleyerek, bu konuda “Hukuk Usulü Muhakemeleri” ve “Milletlerarası Özel Hukuk” Kanunlarına yapılacak yollamalar daha sağlıklı olur. Ancak, “tahkim” sorununun sözleşmenin “maddî niteği”nden kaynaklandığı ve yasa sözleşmeyi nasıl tanımlarsa tanımlasın, “Usul” kanunlarında özel olarak öngörülmedikçe istenildiği biçimde aşılamayacağını tekrar etmekte de yarar vardır .

**********************************************************************

(1) Bu yasa 3096 sayılı olup 04.12.1984 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 19.12.1994 gün ve 1 8610 sayılı nüshasında yayınlanmıştır. .

(2) Danıştay, Birinci Daire, 18.11.1992. E. 1992/334-K. 1992/348, in: Danıştay Dergisi, Sayı 87, 1993, s. 51-55. Anayasa Mahkemesi, 28 Haziran 1995, E. 1994/71-K. 1995/23, in: R.G. 20 Mart 1996- 22586, s. 37-54.

(3) “Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun”, 3996, 08.06.1994, in: R.G. 13.06.1994-21959. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile bu yasanın “Sözleşme” kenar başlığın’ taşıyan 5’inci maddesinin 2`nci cümlesi iptal edilmiştir. Bu incelemenin son kısmında yasal düzenlemelerden en yenisi olan 16.07.1997 tarih ve 4283 sayılı “Yap-İşlet-Devret Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve işletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun” da ele alınacaktır.

(4) Bu yazı hazırlandığı sırada böyle bir girişim başlatılmıştır. Bunun nedeni de kısa adı ile MAI olarak anılan “Multilateral Agreement on Investments/Çok Taraflı Yatırım Anlaşması’nın bunu öngörmesidir. Ancak, bu girişim kamuoyunda büyük bir tepki yaratmış ve bilimsel çevrelerde de eleştiri konusu olmuştur.

(5) 1982’den önce Danıştay aynı zamanda ilk derece mahkemesi de idi

(6) ONAR, Sıddık Sami, İdare Hukukunun Umumî Esasları, İstanbul 1966, 3’üncü Bası, s. 1931-1933

(7)  Nitekim Fransızca’da “tribunal arbitral”, İngilizce’de “arbitral tribunal” yani “hakem mahkemesi” terimleri kullanılmaktadır

(8) Ancak, biraz önce de değinildiği gibi, işe Anayasa değişikliğinden başlanılmak istenmektedir.

(9) R.G. 2 Haziran 1988-19830.(Konuyla ilgili diğer metinler de 06 Aralık 1 998-2001 1 ve 13 Ağustos 1989-20351 gün ve sayılı Resmi Gazeteler’de yayınlanmıştır.)

(10) Yürütmenin durdurulması istemi hakkında verilen karara itiraz, 24.10.1995, 1995/2171(?) (Bir gazete haberinden alınmıştı

(11) Bazı etkinliklerde bulunabilmek için idareden, genellikle “ruhsat” olarak isimlendirilen bir  “izin”in alınması sözkonusu olabilir. Ancak, iznin verilmesi daha sonra da bir “sözleşme”ye bağlanması pek olağan değildir. Zira, iznin genel koşulları ‘yasada, ayrıntıları da tüzük yönetmelik ve benzerle­ri gibi “idarî” genel düzenleyici işlemlerde görülür. Burada ise “izin” “sözleşme”nin önşartı ol­duğuna göre kurulan ilişki hele belli bir coğrafî alanda “tekeli içeriyorsa artık ya “imtiyaz” ya da “Müşterek emanet”tir ki, öğretide bu da “imtiyazın bir türü” olarak kabul edilmektedir.

(12) Nitekim, hizmet üreten tüm kamu iktisadi kuruluşlarında olduğu gibi eski TEK ve şimdiki TEAŞ’ın da kendisine yasa ile verilmiş bir “imtiyaz” sahibi olduğu söylenebilir. Bu durumda, “imtiyaz”ın, yine yasa ile öngörülecek şartlarla kısmen başkasına devri mümkündür. İşte bu somut durumda, “imtiyaz”, belli bir coğrafi alanda “izin” almış olan üçüncü şahsa devredilmiş olmaktadır. Zaten, aksi takdirde, yukarıda da vurgulandığı gibi, ayrıca bir “sözleşme” yapılmasının hiçbir mantığı ve gereği olamaz.

“Yap-İşlet-Devret Modeli ve Yarattığı Sorunlarla Çözüm Önerileri”, Prof. Dr. Sahir ERMAN’a Armağan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Öğretim ve Yardımlaşma Vakfı, İstanbul 1999, s. 629-637.

Prof. Dr. İl Han Özay

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizler doğanın birer üyesi olarak onunla uyum içinde yaşayan insanlarız bize göre var olan her şey bir başkasının ihtiyacını karşılamak için vardır en uzun yollar ilk adımla başlar yapılmış küçük işler planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir Çaykara’da hayatı geriye doğru anlatabilirsin ancak ileriye doğru yaşarsın .