Nahır ve Nahırcı Çoban
Nahır Nahır Kelimesinin Güncel TDK Sözlük Anlamı Sığır Sürüsü demektir Nahır kelimesinin kökeni Türkçe dilidir. Halk ağzında ise yaylalarda hayvanların sürü halinde otlatılmasını ifade eder. Bu sürüler kimi zaman farklı hayvanlardan oluşsa da kelime özellikle inek, öküz gibi büyükbaş hayvan sürüleri için kullanılmaktadır. Yer yer koyun ve keçi sürüleri için de kullanılsa da, yöre halkı tarafından en çok sığır sürüsü anlamında Nahır olarak söylenmektedir.
Anadolu’da özellikle Türkmenler, yani Oğuz boylarının önemli bir kısmını oluşturan konargöçer topluluklar arasında yaygın olarak kullanılmıştır. Yörükler, hayvancılıkla uğraşan aileler ve yaylalara çıkan kabileler Tahtacı, Çepni, Avşar, Varsak gibi boylar arasında da Nahır, sözcüğü büyükbaş hayvan sürülerini ifade eden yerleşik bir terim olarak kullanılmış Nahır sürü sözünden alıntıdır.
Bestami Koçinzade
Sivas’ta, İnek ve Öküz, sürüsüne Nahır ve Hargele gibi adlar verilir. Deylemicede de Nahır sığır sürüsü sözü kullanılıyor. Ermenicede Naḥir sürü şekliyle telaffuz edilmektedir. Gürcüce Naḥiri Ermeniceden alıntıdır. Tüm bu sözlerin kökeninde Sümerce niĝ köküne istinaden Akad’ca Nakmum sürü anlamına gelmektedir. Nahır sözü farklı şekilleriyle de olsa birçok yörede sürü davar sürüsü olarak biliniyor.
Elamside: Elam ve Side Üzerine Dilsel ve Tarihsel Bir İnceleme. Elam, İran’ın güneybatısında MÖ 3000’lerde ortaya çıkan önemli bir medeniyet ve tarihsel bölgedir. Side ise Anadolu dillerinde nar anlamına gelir. Hitit kaynaklarında adına rastlanan Side, yan taraf, kenar anlamlarıyla da ilişkilendirilmiş, dağ yamaçlarında yaşayan topluluklarla bağlantılı görülmüştür.
https://pensiuneasophia.ro/activitati/
Çobanlık, insanlığın en eski mesleklerinden biridir. Yerleşik tarım toplumları ortaya çıkmadan çok önce, insanlar evcilleştirdikleri koyun, keçi ve sığır sürülerini otlaklarda güderek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. MÖ 9. binyıldan itibaren Anadolu, Mezopotamya ve İran yaylalarında çoban topluluklarının varlığı arkeolojik bulgularla kanıtlanmaktadır. Çoban yalnızca sürünün koruyucusu değil, aynı zamanda toplumun geçim kaynağını güvence altına alan bir kişiydi. Bu nedenle çobanlık, özellikle göçebe ve yarı göçebe Türk, Arap, Kürt, Yörük ve Türkmen topluluklarında saygın bir sosyal konum ifade etmiştir.
Dini kaynaklarda da çoban figürü önemli bir yer tutar. Sümerler’ in tanrıları arasında çoban kral motifine rastlanır, Tevrat’ta Hz. Musa ve Hz. Davud çoban olarak anılır; İslam geleneğinde ise Hz. Muhammed’in gençliğinde Mekke’de çobanlık yaptığı aktarılır. Bu, çobanlığın insanı sabır, tevazu ve sorumluluk ile eğiten bir meslek olarak algılandığını gösterir. Anadolu kültüründe çobanlık, türkülerde, destanlarda ve masallarda daima yer bulmuştur. Bu yüzden göçebe ve yarı göçebe topluluklarda çobanlık saygın bir meslek olmuştur.


WikiOO.org – Güzel Sanatlar Ansiklopedisi The herb of Peace in the trenches of War
Eski Türklerde baş çobana Kezekçi, sığır çobanlarına ise Nahırcı denilirdi. Çobanlar, yayla dönemi boyunca sürülerin başında bulunur ve onların güvenliğinden sorumlu olurlardı. İslâm anlayışında çobanlık, aynı zamanda büyük bir emanetçi olarak görülmüş hayvanlara sebepsiz yere vurmak ya da eziyet etmek büyük bir günah sayılmıştır. Çobanın sürüden bir bakraç süt sağıp içmesi helal kabul edilmiş, bu da onun emeğinin bir karşılığı olarak değerlendirilmiştir. Çobanların en önemli görevlerinden biri ise sürüyü ayı ve kurt gibi yırtıcıların saldırılarından korumaktı.
Muhammet Mustafa Tuncer ( Çaykara Ve Ötesi )
Bazı bölgelerde hayvancılıkla uğraşan topluluklar, yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte kışlaktan çıkan hayvanlarını, karların erime durumuna bağlı olarak yaklaşık bir ay süreyle yöresel ismi ile Koma – Mezire (mezra) denilen otlak alanlara götürürlerdi. Bu dönemde her aile, kendi hayvanlarını bizzat bu alanlarda otlatırdı. Karların yaylalardan da çekilmesinin ardından sürüler yaylak alanlara, yani yaylalara çıkarılır; burada ise Nahırcı adı verilen çobanların gözetiminde üç ya da dört ay kadar kalınırdı. Ardından sürüler yeniden yöresel dili ile Kom – Mezirelere (mezra) indirilir, sonbaharın yaklaşmasıyla birlikte ise kışlaklara, yani köylere dönüş yapılırdı. Yaylacılar yaylaktan ve cayırlardan biçilen otları sırtlarıyla at katır ve eşeklerle kışlak bölgesine Köye indirir.
Fadimem sığırlarun
Komlarun yaylalarun
Kapanmazmı yollarun
Yetecek mi otlarun
Çoban, şafakla birlikte günün ilk ışıklarında yaylanın bir ucundan diğerine yürüyerek yüksek sesle seslenir. Bu sesleniş yörede, Elamside sılayıka (hayvanların salıncak yönüne, yani daha alçak düzlük alanlara doğru sürülmesi) veya Elamside sokurkuluç (hayvanların tepeye, yani daha yüksek yaylalara doğru yönlendirilmesi) şeklinde adlandırılmaktadır. Çobanın görevi yalnızca sürüyü toparlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda hava koşullarına göre hayvanların hangi istikamete sevk edileceğini yaylacılara bildirmektir. Bu duyuru yapıldıktan yaklaşık yarım saat sonra yaylacılar ineklerini ahırdan çıkararak çobana teslim ederler. Hayvan sürülerinin sağlıklı olmasında, hayvanlardan en üst seviyede verim elde edilmesinde çobanın önemli görevleri vardır.


Çoban, sabah saatlerinde hayvanları bir yandan toplarken diğer yandan da yönlendirmeyi sürdürür. Bu esnada yaylacılar acele etmesi için şöyle seslenir. Sabah nahıra, akşam ahıra (Sabah hayvanları çobana teslim edin, akşama ise çoban hayvanları size geri teslim etsin ahıra koyun anlamını taşır) diğer sesleniş ise. Sabahtan çayıra, akşamdan bol sütle ahıra ( Sabah çoban hayvanları çok çeşitli otlağa akşama ahıra koyunca daha çok süt alın anlamına gelir) çoban bu şeklinde nakarat niteliğinde sözler söyleyerek yaylacılardan hayvanları alır. Böylelikle çoban hem sürünün düzenini sağlar hem de hayvanların belirlenen güzergâhta toplu ve uyumlu bir şekilde hareket etmesini temin eder.
Nahırcı yani çoban, otlak alanlarda hayvanları yayarken çoğu zaman bir ağaca yaslanarak ya da bir kayanın üzerine oturarak havyaları gözeterek kavalını çalmaya başlar ara sıra nefesini dinlendirmek için yanık yanık türkü söyleyerek uzaktan dinleyenlerimde ağlatırdı. Kavalın melodik sesi yalnızca insana huzur vermez, aynı zamanda doğayla uyumlu bir işlev de üstlenirdi, çünkü halk inancına göre kavalın sesi kurt ve ayı gibi yırtıcı hayvanları sürüye yaklaştırmazdı. Böylelikle çoban, hem müziğiyle iç dünyasını dile getirir hem de sürüyü korumanın bir yolunu bulmuş olurdu.
Çoban yaslanmış ağaç dalına,
Çalar kavalını ince, derince.
Gün batıp çoban yaylaya dönünce,
Kaval ağlar, çoban ağlar, göz ağlar.
Ara sıra kavalını bırakarak hayvanlara seslenir, sürünün dağılmasını engellemek için yöresel deyimler ve komutlar kullanırdı. Örneğin, Elamside ebanceka (aşağıya doğru dönün) veya havanın ismiyle Kınali Klost ebis (kınalı dön geriye) ifadesi, hayvanları yönlendirmek amacıyla söylenen komut hayvanlar çobanın verdiği komuta genellikle uyum sağlardı. Bu tür sözler, hem çobanın sürüyle kurduğu iletişimi hem de bölgesel ağız özelliklerini yansıtır. Nahırcı çobanın köylülere verdiği hizmetin karşılığını gerek nakit bara olarak veyahut bara karşılığında çobana hizmeti karşılığı tereyağı peynir olarak öderdi.

Bestami Koçinzade
Çobanlık, bu yönüyle yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda kültürel ve sanatsal bir pratik olarak da değerlendirilebilir. Çobanın kavalıyla kurduğu bağ, halk edebiyatında ve müzik kültüründe önemli bir motif haline gelmiş, doğa, insan ve hayvan arasındaki uyumu simgelemiştir. Böylece kaval sesi, hem dağların sessizliğini bozan hem de sürüyü koruyan bir çoban sesi olarak anlam kazanmıştır. Sonbahar yanaşmış çoban yaylacılarla helalleşip göç hazırlığına başlar.


Muhammet Mustafa Tuncer
Nahıcı – Çobanla alakalı anlamlı sözler
Çobansız hayvanı kurt kapar.
Çoban ateşi küçüktür ama dağ başını ısıtır.
Sürünün huzuru çobanın yüreğindedir.
Çobansız inek kurtla arkadaş olur.
Çoban ateşi sönmezse yolcu üşümez.
Çobandüdüğü öterse, dağ sessizliğini bozar.
Kaval kimin elindeyse, sürü onun yoluna gider.
Çoban kavalı, dağlarda yankı yapar sözü ise obada.
Çobanyıldızı doğunca, yolunu şaşıran yurdunu bulur.

Muhammet Mustafa Tuncer
- Türk Dil Kurumu (TDK), Güncel Türkçe Sözlük, 2024.
- Kafesoğlu, İ. (1998) Türk Milli Kültürü. İstanbul: Ötüken.
- Ögel, B. (2003). Türk Mitolojisi (Cilt II) Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
- Türk Dil Kurumu. Derleme Sözlüğü. Ankara: TDK Yayınları, 1963–1982, Cilt 9, s. 412. (Nahır maddesi)
- Türk Dil Kurumu. Derleme Sözlüğü. Ankara: TDK Yayınları, 1963–1982, Cilt 5, s. 178. (Hargele maddesi)
- Soysal, O. (2004). “Hititçe ve Luwice’de Tarımsal Terimler Üzerine Notlar.” Anadolu Araştırmaları, 17(2), 45–62.
- Çilingiroğlu, A. (2005) Anadolu’da Neolitik Dönem Çobanlık ve Hayvancılık İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
- Özdemir, M. (2010) Göçebe Toplumlarda Çobanlık Geleneği.” Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 55, 73–90.
- Öztürk, M. (2005). “Anadolu’da Yaylacılık Geleneği Üzerine Bir İnceleme.” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 158, 45–62.
- Eröz, M. (1991). Yörükler. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.
- Kafesoğlu, İ. (1998). Türk Milli Kültürü. İstanbul: Ötüken Yayınları.
- Yalçın, M. (2002). Türk Halk Müziğinde Göçebe Yaşam ve Çoban Kültürü. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
- Tekin, B. (2009). Anadolu Yaylalarında Çobanlık Pratikleri ve Kültürel Yansımaları. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yayınları.
- Türk Dil Kurumu (TDK) Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü: Türkçedeki atasözleri ve deyimlerin anlamlarını ve kullanım örneklerini bulabileceğiniz kapsamlı bir kaynaktır.
Çaykaralı yazar
İbrahim Tuncer






