İl Han Özay Makaleleri Yazılar

Merkez Bankası’nın Özerkliği

29 yıl önce

MERKEZ BANKASI’NIN ÖZERKLİĞİ

Prof. Dr. İl Han Özay*

Merhum Prof. Dr. Selim KANETİ, Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Kürsüsü öğretim üyesi olduğu günlerde bile ekonomik konulara büyük bir ilgi duymuştu. Giderek, kendisi, “Türk Parasının Kıymetini Koruma’ya ilişkin yasal düzenlemeler hakkındaki derin bilgisi sayesinde “Ekonomik Hukuk” ve özellikle de bu alanın “kamusal” yönü konularında uzmanlaşmıştı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın özerkliği konusu 1990’lı yılların başından beri üzerinde çok durulan bir sorun olagelmektedir.

Bu nedenle, ben de, anısı önünde saygı ve sevgiyle eğildiğim değerli meslekdaşım için çıkarılan “Armağan”da, onun yakın ilgi alanında sayılabilecek bu konu üzerinde çok kısa da olsa bir “not” ile yer almak istedim.

“Türk’ün aklı sonradan gelirmiş,..”

Merkez Bankası’nın özerkliği, öyle sanıldığı gibi son zamanlların bir sorunu değildir. Bundan yaklaşık otuzdört yıl önce bile bu konu ortaya atılmış ve bir çözüm bulunmak için öneriler geliştirilmişti. Nitekim “27 Mayıs’ olayından sonra, Milli Birlik Komitesince Anayasa Ön projesini hazırlamakla görevlendirilen Ord. Prof. Dr. sıddık Sami ONAR Başkanlığındaki “İstanbul Bilim Komisyonu”nun geliştirdiği tasarıda bu soruna da değinilmiş, öngörülen çözüme de gerekçesi ile ONAR’ın üçüncü basısı 1966 yılında yapılan “İdare Hukukunun Umumi esasları” isimli kitabının birinci cil­dinde yer verilmiştir.1

burada da, son zamanların tartışmaları nedeniyle başka hiçbir yoruma gerek bıraktırmayacak o değerlendirmelerin tekrarı ile yetinilecektir.

Şimdi anılan eseri izleyerek bu konudaki gereksinim ve çaresi ne imiş ona bakalım.

Anayasa Ön projesini hazırlamakla görevlendirilenlerin karşılaştığı en önemli sorun tarafsız idare sağlamak meselesi” olmuştur.

“Hukuk Devleti prensibini gerçekleştirmek, hatta sosyal bir müessese olarak Devletin varlığını, devam ve istikrarını sağlamak için idareyi her zaman değişebilen siyasi akımların ve şahısların etkisinden kurtarmak, (t)arafsızlığını Sağlamak gerektir. 27 Mayıs 1960 ihtilalini doğuran sebeplerden biri de idarenin ve idare kudretinin bir zümrenin, oligarşisinin eline geçmesi, onun şahsi, arzu, menfaat ve ihtiraslarının bir aleti olması idi. Polis kuvveti, idare yararından ziyade siyasi kudreti kötüye, şahsi menfaat ve ihtiraslarına alet eden bir zümrenin menfaatine kullanılmağa başlanmış ve tarafsızlığını kaybetmişti.”2

Bu noktadan hareket edince, idarenin her alanına ilişkin örnekler yanında, Onar, “(m) esela .Fransa’da bir Maliye Nazır’ Fransız Bankası müdürünü tazyik ederek muvaffak olmayınca, yerine istediği herhangibir kimseyi getirerek tavanın üstünde para çıkartarak enflasyona sebeb olmazdı, bizde ise bu mümkündü.”3 düşüncesiyle daha sonra yapacağı önerinin gerekçesini vermekteydi.

Yasaların siyasal iktidarlar tarafından çok kolaylıkla ve kısa vadeli günlük politika oyunları uğruna değiştirilebildiği gerçeği de gözardı edilemeyeceğine göre, Merkez bankası gibi bir kuruluşun hem bağımsız ve güvence altında olması hem de bunun anayasa’da öngörülüp düzenlenmesi gerekiyordu. işte, bunun için de, Önprojede şöyle bir çözüm önerilmekteydi:

“Bakanların siyasi etkisi altında bulunan hiyerarşiye tabi teşkilat ve idari vesa­yetin de dışında kalması lazım gelen bazı idari teşkilat muhtar müesseseler adı altında Anayasa himayesi altına alınmıştır. Bu da Demokrasi ve Hukuk Devleti tarihimizdeki tecrübelerin mahsülüdür: mesela üniversitelerin kanunun himayesi altındaki muhtariyetlerine ve öğretim üyelerinin akademik hürriyetlerine rağmen hükümetler idari yoldan müdahale edemeyince kanun yoluyle bu müdahalelerini yapmak, bazı öğretim üyelerinin kadrolarını …lağvetmek ve kanunu. tadil ederek vekalet emrine almak suretiyle akademik hürriyetleri ihlal etmeğe teşebbüs etmişlerdir.

Tasarının anayasa himayesine alarak muhtar müessese haline koyduğu müesseselerin bir kısmı kendi organlarının idare ve murakabesi altında bırakılarak bir kısmı da tasarının 142 mi maddesinde açıklandığı gibi, faaliyetleri, organları ve yetkileri bu anayasa ile gösterilen ve kamu tüzel kişiliğine . ve mali idari, ilmi ve teknik muhtariyete sahip bulunan muhtar müesseseleri’dir; Bunlar Cumhurbaşkanının tabii’ başkanı olduğu ilgili yardımcı kurulların idari denetimi altındadır.”4

Önprojenin bu çok gerçekçi çözüm önerisinin bir kısmında sanki 1948 İtalyan Cumhuriyet Anayasası’nın kokusu duyulur gibidir. O da, bazı kurum ve kurullara Cumhur­başkanı’nın başkanlık etmesine ilişkin düzenlemelerdir, Zira görüldüğü ve biraz sonra da başka bir yönüyle vurgulanacağı gibi bazı kuruluşlara sadece özerklik verilmekle yetinilmiyor bunların “Cumhurbaşkanı’nın tabii başkanı olduğu ilgili yardımcı kurulların idari denetimi altında” olması da isteniyordu. Nitekin, yönetsel denetim değilse bile, örneğin İtalya’da, Türkçeye “Hakimler ve Savcılar yüksek Kurulu” olarak çevirebileceğimiz “Consiglio Superiore della Magistratura”nın Başkanlığını Cumhurbaşkanı yapmaktadır.

Önproje, özerklik, işleyişin politik karar organlarından büyük ölçüde bağımsızlığı ile denetim konularının tümünü şöyle bir hükümle güvence altına al aya öngörüyordu:

“Emisyon imtiyazını kullanmak, para ve kredi hacmini düzenlemek,hazine işlemlerini yapmak ve hükumetle beraber para ve kambiyo istikrarın! sağlayacak bütün tedbirleri almak ve özel kanunlarında gösterilen diğer işleri görmek üzere idari ve mali muhtariyete malik Türkiye Milli Bankası kurulacak ve bu bankanın yönetim kurulu üyelerinden üçte ikisi Milli iktisat Şurası, üçte biri hükümetçe gösterilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca altı yıl için seçilecektir,

Türkiye Milli Bankası İktisat Şurasının göstereceği adaylar arasından Cumhurbaşkanınca iki yıl süreyle seçilecek üç denetçi tarafından denetlenir.

Türkiye Milli Bankasının yönetim kurulu ve denetçi raporları, bilanço ve kâr ve zarar cetveli Milli İktisat Şurasınca incelenir.

Anayasa tasarısı milletvekillerinin millet parası üzerinde haiz olduğu murakabe yetkisini de saklı tutuyor ve Milli iktisat Şurası= hazırlayacağı yıllık rapora dayanarak Türkiye Milli Bankasının hesapları hakkında son karar alma yetkisi Büyük Millet Meclisinindir”diyordu.5

Önprojeyi hazırlayan Bilim komisyonunun “tarafsız bir idare saülamak meselesi”ne verdiği önem ve bulduğu çözümler 1961 Kurucu Meclisi’nde pek itibar görmüş sayılamaz. Onar, bu konudaki eleştirisinde şunları yazmıştır:

“Bu bakımdan 1961 Anayasa’sı, Milli Birlik Komitesince hazırlatılan tasarıya nazaran çok az ve kanaatimce noksan hükümleri ihtiva etmektedir. iktisadi Devlet teşekküllerinin ve milli banka gibi mali müesseselerin bir siyasi iktidar oligarşisi tarafından kötüye kullanılmasını önleyecek hükümler de konulmamıştır. Milli Birlik komitesi komisyonunun bir ihtilale kadar varan olaylardaki müşahade ve tecrübeler ile koyduğu bu hükümler, anlaşılan modern demokrasilerde ve anayasalarda benzeri olmadığı için ve belki de emsaline demokrasi tarihimizde çok rastlanan ve sonuncusu 27 Mayıs 1960 ihtilalini doğuran kuvvetli hükumetlerin icraatine mani olmamak arzusiyle, Kurucu Meclis tarafından hazırlanan anayasaya alınmamıştır.”6

“Geç olsun da güç olmasın…”

“Sonradan gelirmiş” diye başlamıştık ya, yolu bir olan bu “akıl” için otuzu aşkın yılın geçmesi beklendi. Enflasyon, para piyasasına gereksiz damlalar, acı olaylar ve sonunda 1990’lara gelindiğinde başta TÜSİAD olmak üzere koro halinde “Merkez bankası’nın Özerkliği” ritüelleri, tıpkı yağmur duası okunmuş gibi yağmaya başladı. O kadar ki, Merkez Bankası yetkililerinin “özerklik ekonomi için Milat olacak”müjdelerinin günlük haberler arasında yeralması7 hiç de yadırganmaz bir hale geldi. .Aynı yetkililerin bu, “Ekonomide millat’tan sonrayı” coşku ile anlatmaları bir yana, yine • günlük yazılı basının “EKONOMİ Araştırma” sayfalarında ‘Demokratik. ülkelerde politikacılar… tehlikeleri farkettikçe, ülkelerinin parası üzerindeki egemenliklerine kendi istekleriyle son veriyor, parlamentolarında yasal düzenlemeye giderek paranın yönetimini uzmanlarına terkediyor,”8 şeklinde değerlendirmelerin oybirliği ile. kabul edildiğini de görmek, Onar ve İstanbul Bilim Komisyonu olarak önprojeyi hazırlamışlardan birçoğuna değilse bile bizlere nasipmiş.

Ancak, bu henüz olmadı, yani “geç”lik durumu devam edegelmekte. Aynı zamanda çok güç olacağında da hiç kuşku yok, Neden mi? Çünkü “Paranın ne önemi var?” sadece şarkılarda da ondan.

*************************************************

  • (*)İstanbul üniversitesi Hukuk fakültesi İdare Hukuku Öğretim üyesi
  • (1) ONAR Sıddık Saati, idare hukukunun umumi Esasları, İstanbul 1966, 3 üncü bası, s. 190,191,194 vd., 198,218,219.
  • (2) ONAR, a.g.e. s.191
  • (3) aynı yerde s.191
  • (4) Aynı yerde. s.197
  • (5) Aynı yerde, s. 198
  • (6) Aynı yerde, s.218,219
  • CUMHURİYET, 19 Mart 1994, s 12, Ekonomi.

“Merkez Bankası’nın Özerkliği”, Prof. Dr. Selim KANETİ’ye Armağan, İstanbul, 1996

Prof. Dr. İl Han Özay

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizler doğanın birer üyesi olarak onunla uyum içinde yaşayan insanlarız bize göre var olan her şey bir başkasının ihtiyacını karşılamak için vardır en uzun yollar ilk adımla başlar yapılmış küçük işler planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir Çaykara’da hayatı geriye doğru anlatabilirsin ancak ileriye doğru yaşarsın .